Çocukluğum Şehri Feriköy’e Gittim
İlk, orta ve Lise 2′ye kadar geçen süreçte yani 1982-1991 yılları arasında Şişli – Feriköy’de geçti hayatım. Yaşamımdaki bir çok ilklerin yaşandığı bu semt, hayatım boyunca unutamayacağım anıları içinde saklayan ve hala bağlı olduğum bir yerdir. Yıllar sonra acaba neler değişmişti ve nasıldı bu özel semt diye hep merak etmiştim ve dün fotoğraf makinalarımı yanıma alıp Feriköy’e gittim. Çok heyecanlanmıştım, yavaş yavaş ve hafızamı zorlayarak sokaklarda yürümeye başladım. Çocukken bana her şey büyük gelirdi, sokaklar, binalar, parklar vs ama şimdi her şey çok küçük görünüyordu gözüme ve her şey çok ama çok değişmişti. Tek katlı, bahçeli evler yerlerini beton yığınlarına bırakmıştı, ateri salonumuz gibi bazı önemli yerler kapanmış yerlerine cep telefon satan dükkanlar, tekel bayisi gibi farklı dükkanlar açılmıştı. Eski evime doğru yürüyordum ve yürüdükçede moralim bozuluyordu çünkü hiç bir şey yerinde değildi. “okul tıraşı” kestirmek için saçlarımızı gittiğim ilk berberim “Fami Berber”in olduğu sokağa girerken endişeliydim. 27 sene önce bile yaşlı olan Fami berber yerindemiydi ve çok zor gibi görünüyor ama Fami amca hala yaşıyormuydu ? Yokuşu çıkıp düzlüğe varınca neredeyse ağlayacaktım. O şirin pembe kutu gibi dükkan yerindeydi ve Fami amca da içindeydi. Adımlarım hızlanmıştı ve bir an önce dükkana varmak ve içeri girmek istiyordum. İçeri girdim ve sevgi dolu, oldukça içten bir selam verdim tüm neşem ve özlemimle. Yaklaşık yarım sat sohbet ettik ve beni hatırladığını söyledi. 71 yaşındaydı ve 48 sene evvel 23 yaşında açtığı o şirin dükkanında hala eli hiç titremeden mesleğini icra edebiliyordu ve hala çok bakımlı ve sağlıklı görünüyordu. Hani derler ya kalmadı artık o eski esnaflardan, işte öylesine tarihi, öylesine özeldi Fami abi ve berber dükkanı. Mahalleme gittiğim zaman da yine aynı tablo ile karşılaştım. Bir çok aile başka yerler taşınmış, arkadaşlarım evlenmiş ve mahalleden uzaklaşmış ve her bir yanı çok katlı apartmanlar sarmış. Uğur abim ve ailesine misafir oldum kısa bir süre, eski albümlere baktık ve eski günlerden bahsettik, Ayşe abla ve Selehattin amca ile karşılaştım ve onlarla da bir süre sohbet ettim. Eski okullarımı merak ediyordum öncelikle evime çok yakın olan orta okuluma gittim, okul aynıydı fakat adı değişmiş ve “Şişli Anadolu Lisesi ” olmuştu, eski adı ” Feriköy 50. Yıl Lisesi” idi ve ben o okulun sadece orta öğretim kısmında okumuş liseyi ise ( ilk 2 yıl ) Maçka Akif Tuncel E.M.L.’de okumuştum. Hızlı adımlarla ilk okuluma gittim yani “Feriköy İlk Okulu”na ve çok üzüldüm kendi adıma çünkü eski okulumun yerine sıfırdan yeni ve modern bir okul yapmışlardı ve adı da ” Feriköy Necdet Kotil İlk Okulu ” olmuştu. Yeni okulun içinde eskiden olduğu gibi sinema filmi gösteriyorlar mı bilmiyorum ama biz ilk sinema filmlerimizi bu okulda izlemiştik. Bruce Lee filmleri izler çıkışta filmde gördüklerimizi birbirimize uygulamaya çalışırdık. Sokaklarda yürümeye devam ediyordum ve boyunlarında Feriköy futbol takımının kaşkolları olan gençler görmeye başladım. O gün maçı varmış bir dönem junior’larında top koşturduğum ve gönülden bağlı olduğum takımımın. Koşar adımlarla stada gittim. Çok değişmişti stad. Fatma girik belediye başkanı olduğu dönemlerde akşamları perdede sinema izlediğimiz, hafta sonları abilerimizin hayranlıkla maçlarına izlediğimiz, sahası toprak, tribünleri beton bu stad artık çimleri ve koltuklu tribünü olan bir statdı. Bir hatıra olsun diye Feriköy kaşkolu aradım ama satılmadığını öğrendim taraftar grubundan ama kararlıydım ve bir tane temin edecektim mutlaka. Fanatik Feriköy’lü genç taraftarlara oraya geliş amacımı ve Feriköy kulübünün bendeki anlamını anlattım ve parasını da verebileceğimi, bir atkıya sahip olmak istediğimi anlattım tüm samimiyetimle ve bunun üzerine beni kırmayıp boynundaki atkıyı hediye etti bir tanesi bana. Nasıl mutlu olduğumu sanırım anlatmama gerek yok. Vaktim az olduğu için maçı izleyemeden ayrıldım oradan. Gezimin sonlarına geliyordum artık ve mutlaka uğramam gereken tek bir yer kalmıştı. Bizim zamanımızda yani 1980′lerde bazı bankalar ( garanti, pamuk, iş, akbank ) çocuk tiyatrosu bileti verirdi ücretsiz. Bankaya girerdiniz, güvenlik görevlisinin yanına çekinerek gider ve davetiye isterdiniz, o da hemen çekmecesini açar ve size davetiyeyi verirdi. Tiyatroyu ve ortamını o kadar çok severdim ki aynı oyuna ( Karagöz ve Hacivat ) 14 kere gittiğimi biliyorum. Çok şanslıydık çünkü büyük usta Haldun Dormen’in tiyatrosu bizim semtteydi ve tiyatroların büyük bir çoğunluğunu burada seyrettim ve bu tiyatro ilk tiyatromdu doğal olarak. Oyunların bazılarını da Gazanfer – Gönül Ülkü ÖZCAN tiyatrosunda seyerederdim. Tiyatroyu da çok şükür aynı yerinde bulmuştum ve içeri girip o havayı tekrar içime çektim. Bir daha ne zaman giderim Feriköy’üme bilmiyorum ama tarihiyle, bir çok dine ait ibadethaneleri, mezarlıkları ve insanlarıyla asla unutmayacağım bir şehirdir benim için.






